Fener Balat

Balat adı “Palation” yani saray kelimesinden gelir. Blaherna Sarayı’na yakınlığı ile bu adı almıştır. Bazı kaynaklarda ise Balat’ın ismi 1453’den önceki adı; vasiliki pili. Bu isim hünkar kapısı anlamına geliyor.

Balat

Balat’ın tarihteki yeri nedir?

Balat’ın tarihi Bizanslılara kadar dayanıyor. O dönemlerden kalan sinagog, kilise, cami, okul, han, çarşı gibi tarihsel dokuları olan yapıları günümüzde görmek mümkündür.

Balat’a ilk yerleştirilenler; Makedon Kastorio’dan gelen Musevi ailelerdir. Bu aileler fakirdir. Balat’a gelen Musevi aileler 100 civarındadır. Bu aileler Kastorio Sinagogu’nu inşa edip çevresine yerleşmişlerdir.

1493 yılında İspanya’dan gelen Yahudiler Balat’a yerleşmiş ve uzun bir süre Balat’ta yaşamıştır. 1497 yılında ise Portekiz ve İtalya’da Museviler gelmiştir. Museviler ise Geruş, Neve Şalom, Messina ve Montias sinagoglarını kurmuşlar. 1599 Rodos’tan gelen ayrıca 1660 yılında çıkan büyük yangında Tahtakale, Bahçetepe ve Yemiş İskelesi’nde oturan Museviler Balat’a taşınmıştır.

15.yy.’dan itibaren Museviler Balat’ta ve Haliç’in karşısında Hasköy’de yaşamıştır. Yahudi evleri günümüzde hala vardır. Balat’ın iç kısımlarına doğru bu evlere rastlamak mümkündür.

Yahudi evleri genellikle 2-3 katlı, dar ön yüzlü ve üst katlarında cunta gibi çıkmaları olan binalardır. Eski Balat kapısından girildiğinde Yahudilerden kalan yapılara rastlayabiliriz. Sağ tarafta Yanyol Sinagogu, Ahrido Sinagogu bulunur.  Ayios Strati Ortodoks Kilisesi’de Balat’ta yer alan yapılardan biridir. Mimar Sinan Balat’ta  Ferruh Kethüda Camii’yi yapmıştır ve caminin ilerisinde  Surp Hreşdegabet Kilisesi vardır. Bu kilise aslında Rum Ortodoks kilisesidir ama 1629 yılında Ermeni-Gregoryen toplumuna verilmiştir.

16.yy’da mahalle adı değiştirilerek sem adını almış ve yavaş yavaş Müslümanlarda Balat’a yerleşmeye başlamıştır. Müslümanlarında Balat’a taşınması ile camiler yapılmıştır. Sümbül Tekkesi, Balat’ta yer alan en eski tekkedir.

18 ve 19.yy’da Balat eskisi gibi canlı değildir. Haliç’te yer alan ticaretin azalması ve 1894 yılındaki deprem, yangınlar bunda etkin olmuştur.

Fener

İstanbul’un en eski tarihi mekanlarından biri olan Fener, gezginlerin, fotoğraf meraklılarının ve tarih tutkunlarının sokak sokak ezberlediği, her köşesinde tarihten başka bir izle karşılaştıkları gizli bir semt.Günümüzde daha çok Fener Rum Patrikhanesi’nin bulunduğu yer olarak biliniyor; ama çoğu İstanbullu yerini tam olarak tarif bile edemiyor. İstanbul’un Rum ağırlıklı Tatavla (Kurtuluş), Mega Ravma (Arnavutköy) ve Galata semtleri için hazırladığı kitaplardan sonra, Orhan Türker şimdi de “Fanari’den Fener’e Bir Haliç Hikayesi” adıyla Fener’i her yönüyle anlatan bir kitap yazdı. Sel Yayıncılık’tan çıkan, gezginlere çok yönlü bir rehber olmanın yanı sıra yakın tarih meraklılarına da kaynaklık edebilecek nitelikteki kitapta, Fener’in yerini de şöyle tarif ediyor Orhan Türker: “Fatih ilçesinin sınırları içinde, Eski İstanbul’un yedi tepesinden Yavuz Sultan Camii ile taçlanan beşincisinden Haliç sahillerine kadar uzanan yöreyi içine alıyor.”Haliç Fener’i ya da Rumların deyişiyle Fanari’nin görünürde İstanbul’un diğer Rum semtlerinden pek farkı olmadığını söyleyen Türker, bir zamanların parlak ve kalabalık yerleşim yeri olan Fanari’nin diğer Rum semtleriyle aynı tarihsel ve sosyal kaderi paylaşarak 1955–1960’lardan sonra yapılarını muhafaza etse de sönüp kabuk değiştirdiğine dikkat çekiyor.Fener’in, Ortodoks Hıristiyan âleminin ruhani merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin son 400 yıldır bulunduğu yer olması sebebiyle yüzyıllar boyunca Rumların manevi başkenti olduğuna dikkat çekiyor Orhan Türker. Tarihi mekanların yanı sıra buralarda yaşanan olayların da anlatıldığı kitaptan, fetihten itibaren İstanbul’da yaşayan Rum nüfusunun macerası da öğrenilebiliyor. Türker; Fener adının kaynağını, Haliç sahillerindeki surları, Fener’in evlerini, mezarlığını, yazlık semtlerini, Rum Patrikhanesi’nin Fener’e yerleşmesini, Fenerli Rum beylerini, Patrik 5. Grigorios’un idamını, patrikhane binalarını, kiliseleri, ayazmaları, okulları, yangınları, tiyatroları, gazinoları, kayıkçıları, meyhaneleri, ressamları, camileri, hamamları, dernekleri, çeşmeleri ayrıntılarıyla anlatıyor.Orhan Türker, çeşitli yabancı yazarların Fener’deki gözlemlerinden bazı kesitleri de kitabına almış. Nikolas Vasilyadis’in 19. yüzyılın başlarında Fener’deki yaşantıyı, İngiliz yazar Julia Pardeo, Fener’deki aristokrat bir Rum evindeki misafirliğini anlatıyor. ‘Fener’den Üç Portre’ başlığıyla da Dimitri Cantemir, Son Osmanlı Patrik 3. Yoakim ve Dr. Konstantinos Emiliadis’in hayatlarına yer verilmiş. Bu arada son yüzyılda gelişen siyasi olayların Fener’de nasıl yankı bulduğu da “Mütareke ve İşgal yıllarında Fener, 1941 Patrikhane Yangını, Fener’de 1952 Yılının Olayları, 6–7 Eylül Olaylarında Fener” başlıklarıyla anlatılıyor.

Şemsinur Bektaş, İstanbul

Fener
Hazırlayan : S. Dimitraki

 

Balat’ın doğusunda yer alan Fener, Haliç kıyılarının en önemli semtlerinden biridir. Gerek tarihsel özellikleri, gerekse bugünkü durumuyla Fener, İstanbul’da her zaman özel konuma sahip bir semt olagelmiştir.Bizans dönemindeki adı Petrion olan semt, Osmanlı döneminde ise kıyısındaki bir deniz fenerinden dolayı buradaki Rumlarca Fanaraki/Fanari diye anılıyordu. Zamanla ismi Fener olarak dönüşen bu küçük ama zengin birikimli semt, 1601 yılından itibaren Rum Ortodoks Patrikhanesi’ni barındırması dolayısıyla da kent içinde özel bir öneme sahip olmuştur.Mürsel Paşa Caddesi üzerinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Sokağı’nın girişi, eskiden Fener Kapısı’nın olduğu yerdir. Bizans dönemindeki adı Porte Phanari olan bu sur kapısından günümüzde hiçbir iz kalmamıştır.

Zengin Rumların semti….

Bizans döneminde, büyük kiliseleriyle ünlenen bu bölge, İstanbul’un fethinden sonra da bu özelliğini korumuştur. Fatih Sultan Mehmet Ege adalarından ve Yunanistan’ın bazı bölgelerinden çok sayıda Rum’u İstanbul’a getirtmişti. Yeni gelen Rumlar’ın yerleştirildiği semtlerin başında Fener geliyordu. Bu yüzden Fener’in Rum Ortodoks nüfusu sürekli artmış ve bu kimliği yüzyıllar boyu sürmüştür.Şaşaalı tarihinde nice beylere, prenslere ev sahipliği yapan Fener, İstanbul’un fethinden sonra Ortodoks Rumlar’ın kültürel açıdan büyük serbesti içinde olduğu, hatta desteklendiği bir yerdi. Komşusu Balat’ın sosyolojik kimliği ne kadar Musevi ise Fener’in de bu anlamda kimliği o kadar Rum’dur. Üstelik sıradan değil, varlıklı ve entelektüel Rumların yaşantılarıyla oluşturdukları bir kimliktir bu…Fener, Osmanlı döneminden başlayarak, 1950’li yıllara kadar geçen uzun sürede varlıklı Rumların yerleştiği semtlerden biri olmuştur. Fenerli Rumlar’ın Osmanlı döneminde devletin çeşitli birimlerinde görev aldıkları biliniyor. Bu kişiler,’Fenerli Beyler’ olarak da adlandırılıyordu. Bu kimliğiyle Fener, Osmanlı Devleti’nin dış dünya ile ticari ve kültürel ilişkilerinin adeta bir odağı gibiydi.Adı bu semt ile özdeşleşen Fenerli beylerden biri de Dimitri Kantemir’dir. Dimitri Kantemir, Romanya doğumludur ama soyunun Cengiz Han’a kadar uzandığı söylenir. Osmanlı devletinin temsilcisi, sanatçı, hatta bilim adamı olduğu yönünde çeşitli kaynaklarda bilgilere rastlanır. Kantemir’in Fener’de, Sancaktar Yokuşu kıyısında saray görkeminde bir evi bulunuyordu. Zamanla harap olan bu yapının bugün ancak duvar kalıntıları ayakta kalabilmiştir.

Bizans ve Osmanlı iç içe…

 

Fenerli zenginlerin eskiden yaşadıkları, çok katlı, girişleri sütunlu, cumbalı ve dış cepheleri kabartma motiflerle işlenmiş gösterişli evleri bugün halen Fener sokaklarında görülebilir. Ancak bu evlerin birçoğu günümüzde ne yazık ki harap durumdadır. Bazı evlerse son dönemlerde varlıklı kişilerce satın alınmış ve onarılmıştır. Semtin merkezi civarında ve iç kısımlarda Baki Dede Sokağı, Sancaktar Yokuşu, Camcı Çeşme Yokuşu ve İncebel Sokağı, yukarı bölümlerde ise Kiremit Caddesi,Köroğlu Meydanı Sokağı ve Mesnevihane Sokağı, yıllar öncesinin izlerini taşıyan son derece güzel sivil mimari örnekleriyle doludur.Semtin çok yönlü tarihi dokusu, zengin Rumlar’ın görkemli evlerinin yanı sıra, kiliseleri ve okul binalarıyla da kendini gösterir. Sadrazam Ali Paşa Caddesi üzerindeki Rum Ortodoks Patrikhanesi ve burada yer alan Patrikhane Kilisesi, Vodina Caddesi üzerindeki Hagios Georgios Kilisesi, semtin yukarı kısımlarındaki Bizans dönemi yapısı olan ve halen ibadete açık olan Hagia Maria Kilisesi (Kanlı Kilise), önemli Hıristiyan ibadethaneleridir. Yine yukarı mahallelerde yer alan Poteras Kilisesi de ibadete açıktır. Fethiye yakınlarında yer alan, Bizans dönemine ait Pammakaristos Manastırı ise Osmanlı döneminde camiye çevrilmiş ve Fethiye Camii adını almıştır. Bu yapının bir bölümü de halen müze olarak kullanılmaktadır. Balat yakınındaki Paramithias Kilisesi ise tamamen yıkık durumdadır… Bu arada, Fener’in bazı sokaklarında birkaç tane ayazma bilinmekteyse de bunlar günümüze ulaşmamıştır.Fener’de, dikkat çekici yapılardan biri ise, Haliç çevresindeki hemen her yerden görülen Fener Rum Erkek Lisesi’dir. Özgün mimarisi, görkemli yapısı ve kırmızı tuğladan örülmüş duvarlarıyla hemen dikkati çeken bu okul Kırmızı Mektep adıyla da bilinir. Bu okulun hemen yanındaki Yuvakimyon Rum Kız Lisesi ve Patrikhane yakınındaki Maraşlı Rum İlkokulu, semtin tarihindeki Rum azınlığa ait eğitim kurumlarıdır. Fener’deki eski bir Bizans yapısı ise günümüzde Kadın Eserleri Kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.Semtin Osmanlı dönemi İslam yapılarından başlıcaları ise, Fener Kapısı’nda yer alan Ali Yazıcı Camii, yukarı kısımlarda Camcı Çeşme Camii, Tevkii Cafer Camii, Mesnevihane Camii ve Patrikhane arkasındaki set üstünde bulunan Abdi Subaşı Camii’dirAlıntıdır  http://www.megarevma.net/

wordpress theme by initheme.com

Copy © 2014 Shinetheme. All Rights Reserved